Kolorektal kanser, en yaygın kanser türlerinden biridir ve çoğunlukla bağırsakta, özellikle de kalın bağırsakta ortaya çıkar. Hastalık genellikle başlangıçta iyi huylu poliplerden gelişir; bu polipler zamanla kötü huylu bir tümöre dönüşebilir. İlk belirtiler genellikle belirsiz olduğundan, kolorektal kanser her zaman erken aşamada teşhis edilmez. Bu nedenle düzenli kolonoskopi, erken teşhisin önemli bir parçasıdır.
Teşhis ne kadar erken konulursa, iyileşme şansı o kadar artar. Tedavi edilmezse tümör yayılabilir ve diğer organlarda metastaz oluşturabilir. Bağırsak kanserinin tedavisi, hastalığın evrelerine ve hastanın bireysel sağlık durumuna göre belirlenir.
Tanım: Kolorektal kanser nedir?
Kolorektal kanser, kalın bağırsak, ince bağırsak veya rektumda görülen kötü huylu bir tümördür. Bu tümör, bağırsak mukozasındaki iyi huylu hücrelerin kötü huylu hücrelere dönüşmesiyle oluşur. Çoğu durumda tümörler kalın bağırsakta veya rektumda gelişir. İnce bağırsakta görülen tümörler son derece nadirdir.
Doktorlar, bağırsak kanserini aşağıdaki tıbbi terimlere ayırır:
-
Kolon karsinomu, kalın bağırsakta oluşan bir tümörü ifade eder. Kolon cerrahisi, bu tür bağırsak kanseriyle ilgilenir.
-
Rektum karsinomu, rektum veya son bağırsak kanserini ifade eder. Bu durumda tümör, bağırsağın son bölümünde bulunur.
-
Kolorektal karsinom, kalın bağırsak ve rektumdaki tümörleri ifade eder.
Bağırsak Kanseri Sıklığı
Almanya’da bağırsak kanseri, hem erkekler hem de kadınlar için en sık görülen kanser türleri arasında ikinci sırada yer almaktadır (Robert Koch Enstitüsü, 2006).
Almanya'da her yıl yaklaşık 73.000 kişi bağırsak kanserine yakalanmakta ve yaklaşık 28.000 kişi bu hastalıktan hayatını kaybetmektedir. İstatistiklere göre, Almanya'da 100 kişiden 6'sı, yani her 17 kişiden biri, yaşamı boyunca bağırsak kanserine yakalanmaktadır.
Kolorektal Kanserin Oluşumu ve Nedenleri
Genellikle kolon kanseri, iyi huylu kolon poliplerinden gelişir. İyi huylu kolon polipinin (adenom) kötü huylu kansere (karsinom) dönüşmesi uzun yıllar sürer (adenom-karsinom dizisi).
Bu dönüşüm, bağırsak duvarındaki mukoza hücrelerinde birbirini izleyen birçok gen değişikliğine (mutasyona) dayanır. Bunlar nihayetinde hücrelerin büyüme kontrolünün kaybedilmesine yol açar. Böylece hücreler engellenmeden bölünebilir ve kötü huylu bir şekilde yayılabilir.
Dejenerasyon süreci birkaç aşamada gerçekleşir:
Mukoza hücreleri lokal olarak üst üste binmeye başlar, böylece yavaş yavaş küçük bir tümör, yani adenom oluşur. Bu tür bir adenomun en sık görülen şekli bağırsak polipidir. Polip, bağırsak boşluğuna doğru görünür bir tomurcuk şeklinde büyür. Bu sayede kolonoskopi sırasında kolayca tespit edilebilir ve gerekirse çıkarılabilir.

Kolonoskopi sırasında bir polipin çıkarılması | © Ortenau Klinikum, Lisans: CC BY 3.0
Polip fark edilmezse, hücrelerdeki gen değişiklikleri birikir ve sonunda bu hücreler kötü huylu kanser hücrelerine dönüşür. Bir noktada çevre dokuya yayılmaya başlarlarsa, buna “invaziv” tümör büyümesi denir.
Tümör hücreleri, bağırsak duvarının tamamına doğru yavaşça yayılır. Ayrıca, tek tek hücreler koparak kan veya lenf sıvısı ile vücudun diğer bölgelerine taşınabilir. Orada ikincil tümörler (metastazlar) oluşturabilirler. Polipten kansere kadar uzanan bu sürecin tamamının 5-10 yıllık bir zaman diliminde gerçekleştiği tahmin edilmektedir. Bu tür bir kötüye dönüşüm riski yaşla birlikte artar; bağırsak kanseri hastalarının çoğu 50 yaşın üzerindedir.
Ancak gen değişiklikleri kalıtsal da olabilir (vakaların yaklaşık %20-30’u). Bunun sonucu olarak kanser daha genç yaşlarda da gelişebilir. Bir ailede bağırsak kanseri vakaları sık görülüyorsa, bu durumda özellikle dikkatli olunması gerekir.
Genleri değiştirerek kanser oluşumunu tetikleyebilecek diğer faktörler arasında şunlar yer alır:
-
Tütün dumanı
-
aşırı alkol tüketimi
-
aşırı kilo
-
sağlıksız yaşam tarzı ve beslenme (az meyve, sebze ve egzersiz)
-
kronik iltihaplanmalar (Crohn hastalığı, ülseratif kolit)
-
çeşitli kimyasallar
-
radyoaktif ışınlama
-
UV ışınları
Bazı diğer kanser türleri de bağırsak kanserine yakalanma riskini artırır. Bunlara örneğin meme veya yumurtalık kanseri dahildir.
Kolorektal Kanser Belirtileri
Kolorektal kanserin erken evrelerinde genellikle hiçbir belirti görülmez veya çok az sayıda belirti görülür. Hastalığın ilerlemesiyle birlikte aşağıdaki ilk belirtiler ortaya çıkabilir:
-
dışkı alışkanlıklarında değişiklik (kabızlık ve ishalin dönüşümlü olarak görülmesi, dışkı kıvamında, renginde veya kokusunda değişiklikler ya da sık sık dışkılama ihtiyacı)
-
Dışkıda kan
Dışkıda kan bulunması, mutlaka bağırsak kanseri anlamına gelmez. Aşağıdakiler gibi diğer hastalıklar çok daha yaygındır:
-
polip veya
-
iltihaplanma
neden olmaktadır. Yine de bu durumlarda her zaman bir tetkik yapılmalıdır!
Diğer uyarı işaretleri arasında
-
ani performans düşüşü
-
kilo kaybı
-
gece terlemesi
-
ateş
Ancak bu tür şikayetler hiçbir şekilde bağırsak kanserinin kanıtı değildir. Bunlar başka hastalıklar durumunda da ortaya çıkabilir. Bu nedenle ayrıntılı bir tetkik yapılması tavsiye edilir.
Teşhis ve önleme
Kolorektal kanser, ne kadar erken teşhis edilip tedavi edilirse, iyileşme şansı o kadar artar. Düzenli tarama muayeneleriyle kolorektal kanser neredeyse tamamen önlenebilir veya tedavi edilebilir. Yasal sağlık sigortaları tarafından sunulan kolon kanseri tarama programından 50 yaşından itibaren herkes yararlanabilir ve yararlanmalıdır. 55 yaşına kadar, her yıl bir kez rektal muayene ve dışkıda gizli kan testi yaptırma hakkı vardır.
55. yaş gününden sonra, herhangi bir şikayet olmasa bile ek olarak bir kolonoskopi (bağırsak endoskopisi) taraması sunulur. Ailede kolon kanseri öyküsü varsa, bazı durumlarda kolonoskopi daha erken yapılmalıdır. Çünkü erken teşhis edildiğinde, bağırsak kanserinin prognozu çok iyidir ve tamamen iyileştirilebilir.

Kolorektal kanserin önlenmesi veya teşhisi için kullanılan inceleme yöntemleri
İlk olarak, doktor rektumu elle muayene eder (dijital rektal muayene). Bu muayene sırasında rektumu, sfinkter kasını ve prostatı elle yoklar ve değerlendirir. Muayenede dikkat çeken bir bulgu varsa, kolonoskopi ile netleştirilmesi gerekir.
Gerekirse, ardından başka tetkikler de yapılabilir. Amaç şudur:
-
gerçekten kolon kanseri olup olmadığını tespit etmek (tümör tespiti),
-
ve eğer tespit edilirse, tümörün ne kadar ilerlemiş olduğunu belirlemek (tümör evrelemesi).
Doktor, ayrıntılı bir görüşme sırasında hastanın mevcut şikayetlerini, eşlik eden hastalıklarını ve risk faktörlerini sorgular.
Dışkıda gizli kan testi (okült kan testi, Hemokkult)
Rektum, sfinkter kası ve prostat parmakla muayene edilip değerlendirilebilir. Muayenede dikkat çeken bir bulgu varsa, kolonoskopi ile açıklığa kavuşturulması gerekir.
Dışkıda gizli kan testi (okült kan testi, Hemokkult)
Laboratuvarda, arka arkaya alınan üç dışkı örneği, çıplak gözle görülemeyen kan açısından incelenir. Dışkıda kan saptanması durumunda, daha ayrıntılı bir değerlendirme için kolonoskopi yapılmalıdır.
Kolonoskopi
Sadece kolonoskopi, doku örneği alınması ile birlikte, bağırsak kanserini kesin olarak teşhis edebilir. Ayrıca doktor, bu işlem sırasında olası kanser öncülleri olan bağırsak poliplerini tespit edebilir ve derhal ortadan kaldırabilir.
Kolonoskopi, incelenen bağırsak bölümüne ve kullanılan endoskopa (kamera ve ışık aleti) göre şu alt gruplara ayrılabilir:
-
Kolonoskopi (tüm kalın bağırsağın esnek muayenesi)
-
Sigmoidoskopi (alt kalın bağırsak ve rektumun esnek muayenesi)
-
Rektoskopi (anüsün yaklaşık 15-20 cm'ye kadar olan kısmının sert endoskopik muayenesi)

Normal bulgulu kolonoskopi | Lisans: CC-BY-SA-3.0
Röntgen tanısı, BT ve MRG
Bu radyolojik yöntemler rutin tarama kapsamına girmez, ancak belirli durumlarda önemli olabilir. Bilgisayarlı tomografi (BT) veya manyetik rezonans tomografi (MRG) ile vücut iç kısmının kesit görüntüleri elde edilir. Bu görüntüler, özel bilgisayar programları kullanılarak bağırsak iç kısmının üç boyutlu bir görüntüsüne dönüştürülür.
Akciğer röntgeni, kalp ve akciğerlerin genel değerlendirmesinin yanı sıra, akciğerlerdeki olası bağırsak kanseri metastazlarının saptanmasına da yarar sağlar. BT sayesinde sadece tümörün kendisi değil, olası lenf düğümü büyüklükleri veya metastazlar da görüntülenebilir.
MRG’de röntgen ışınları kullanılmaz, bunun yerine değişen manyetik alanlar kullanılır. Bu teknikle, bir tümörün yayılımı ve anatomisi en kesin şekilde görüntülenebilir. Bu, örneğin rektum kanseri gibi durumlarda ameliyat planlaması için önemlidir. BT'de olduğu gibi, burada da büyümüş lenf düğümleri veya diğer organ metastazları (özellikle karaciğerde) iyi bir şekilde tespit edilebilir.
Röntgen muayenesi (kolon kontrastlı lavman)
Kolon kontrastlı lavmanında, kalın bağırsak anüsten kontrast madde ile doldurulur ve röntgen görüntülerinde gösterilir. Ancak iltihaplar ve küçük polipler, kolonoskopide olduğu kadar iyi değerlendirilemez. Buna ek olarak, radyasyona maruz kalma riski ve metal implantları, kalp pili olan veya kapalı alan korkusu olan hastalarda CT/MRG'nin sınırlı uygulanabilirliği de söz konusudur.
Karın Bölgesinin Ultrason Muayenesi
Ultrason (sonografi), karaciğer, böbrekler veya dalak gibi iç organları görüntülemek için kullanılan basit ve risksiz bir inceleme yöntemidir. Karın boşluğunun (abdom) ultrason muayenesi ile bağırsak kanseri metastazlarının diğer karın organlarında (örn. karaciğer) olup olmadığı belirlenir.

Tümör belirteçleri (CEA) dahil kan testleri
Kan tahlili ile sözde tümör belirteçleri tespit edilebilir. Tümör belirteçleri, tümör hücreleri tarafından daha fazla üretilen, ancak sağlıklı kişilerde de bulunabilen maddelerdir.
Tümör belirteçlerinin negatif veya normal çıkması kanser olasılığını dışlamaz; aynı şekilde, tümör belirteçlerinin yüksek çıkması da kanseri kanıtlamaz. Bu nedenle bu değerler esas olarak hastalığın seyrini izlemek için kullanılır. Tümör ameliyatından sonra bu değerlerde bir artış görülmesi, hastalığın nüksettiğine işaret eder.
Kolorektal kanser için en önemli tümör belirteci CEA’dır (karsino-embriyonik antijen).
Pozitron Emisyon Tomografisi (PET)
Kanser hücreleri normal hücrelere göre daha hızlı büyür ve bu nedenle daha fazla enerji ve şeker tüketir. Pozitron Emisyon Tomografisi ile bu durum görselleştirilir.
Bunun için, aktif kanser hücreleri tarafından normal hücrelere göre daha fazla emilen işaretli bir şeker enjekte edilir. Özel bir görüntüleme filminde, işaretli şekerin farklı dağılımı görselleştirilir.
PET, kolon kanserinde rutin tetkikler arasında yer almaz; yalnızca belirli durumlarda kullanılır. Bunlara örnek olarak şunlar verilebilir:
-
kemoterapi veya radyoterapiye yanıt veya
-
nüks tanısı.
Muayene sonuçlarına dayanarak aynı zamanda cerrahi müdahaleye ilişkin bir risk değerlendirmesi de yapılabilir (operabilite). Buna kalp ve akciğer gibi hayati organların işlevlerinin kapsamlı bir şekilde kontrol edilmesi de dahildir.
Kolorektal Kanser Tedavisi
Tümörün cerrahi olarak çıkarılması, kolon kanseri tedavi planının en önemli parçasıdır. Ameliyat genellikle tam iyileşme için tek şanstır.
Ancak genel olarak, iyileşme ancak tümör hücrelerinin diğer organlara yayılmamış olması durumunda gerçekleşebilir. Günümüzde sadece belirli durumlarda bu tür vakalarda bile iyileşme mümkün olabilir.
Bu nedenle, her ameliyattan önce hastalığın yaygınlığının (evreleme) kesin olarak belirlenmesi çok önemlidir.
Kolon karsinomu (kalın bağırsak kanseri)
Kolon karsinomu söz konusuysa, tanı konulduktan ve evreleme yapıldıktan sonra mümkün olan en kısa sürede ameliyat gerçekleştirilir. Hasta, tümörün tamamen çıkarılmasıyla iyileştirilebilir.
Bunu sağlamak için, ameliyat sonrası çıkarılan tümör bir patolog tarafından değerlendirilir ve daha ayrıntılı olarak incelenir. Patolog, hem preparatın kesim kenarlarını hem de birlikte çıkarılan lenf düğümlerini kontrol eder.
Sonuca bağlı olarak, ameliyat sonrasında ek kemoterapi gerekebilir.

Rektum karsinomu (kalın bağırsak kanseri)
Rektum karsinomu durumunda, tanı konulduktan sonra öncelikle tümörün kesin boyutu ve yayılma derinliği belirlenmelidir.
Küçük tümörlerde, tümörün derhal cerrahi olarak çıkarılması önerilir. Büyük tümörlerde ise genellikle önce tümörü küçültmek amacıyla kemoterapi ve radyoterapi (veya sadece radyoterapi) ile ön tedavi uygulanır.
Bu, ameliyatı kolaylaştırır, riskleri azaltır ve ameliyat sonrası tümörün nüksetme riskini düşürür.

Radyoterapi, son derece hassas bir planlama gerektirir. Tedavi, yaklaşık 5 haftalık bir süre boyunca haftada 5 gün, birkaç dakika süren seanslar halinde ayakta uygulanır. Bu tedavide de yan etkiler görülür; bunlara şunlar dahildir
-
İshal
-
Cilt tahrişleri (kuruluk, kızarıklık)
-
ara sıra ciltte renk değişikliği
-
Derialtı yağ dokusunda sertleşme
Ameliyat sonrası ek kemoterapiye ihtiyaç olup olmadığı, çeşitli histopatolojik kriterlere bağlıdır.
Radyoterapi (genellikle kemoterapi ile birlikte) ise yalnızca rektum kanserinde uygulanır. Ameliyat öncesinde (neoadjuvan) tümörü küçültmeye yararken, ameliyat sonrasında (adjuvan) nüksleri önlemeyi amaçlar.
Ameliyatla alınan dokunun patolojik incelemesi hangi bilgileri sağlar?
Ameliyattan sonra patologun işi başlar. Patolog, ameliyat örneklerinin ince doku incelemesini gerçekleştirir. Bu süreçte hem örnek hem de çıkarılan tüm lenf düğümleri en ince tabakalara kesilir. Ardından, tümör dokusunun daha iyi tanınmasını sağlayan özel boyama işlemleri uygulanır.
Ancak bu incelemeler sayesinde
-
tümörün tam boyutunu,
-
yayılma derinliğini ve
-
farklılaşma derecesini
belirlenebilir.
Ayrıca patolog, tümörün tamamen çıkarıldığından emin olmak için kesim kenarlarında tümör kalıp kalmadığını kontrol eder. Genellikle ameliyata da katılır. Böylece gerekirse daha fazla dokunun çıkarılmasını isteyebilir.

Tümör Sınıflandırması
Ameliyatla alınan doku örneğinin incelenmesi sayesinde önemli bilgiler elde edilebilir. Bu sayede tümörün kesin bir şekilde sınıflandırılması mümkün olur.
Bu sınıflandırmaya TNM sınıflandırması denir. Bu sınıflandırma, her bir hasta için tümörün yayılma derecesini gösterir. Bu, sonraki tedavinin planlanması açısından belirleyicidir. TNM sınıflandırmasında 3 unsur şu şekilde değerlendirilir:
-
T = Tümör: Tümörün nüfuz derinliğini ve bağırsak bölümlerine yayılma derecesini değerlendirmek için kullanılır (T1 ila T4)
-
N = Nodus (Lenf Düğümü): Bölgesel lenf düğümü metastazlarının değerlendirilmesinde kullanılır (N0 = yok, N1 = az sayıda ila N2 = çok sayıda). Lenf düğümü metastazları genellikle hasta için daha kötü bir prognozla ilişkilendirilir; bu nedenle N1 evresinden itibaren takip eden kemoterapi önerilir.
-
M = Metastazlar: Diğer organlardaki uzak metastazların değerlendirilmesinde kullanılır. M evresi, M0 (=metastaz yok) veya M1 (=metastaz var) olarak sınıflandırılır.
Tümör evresi
Toplanan tümör bulguları ve bunlardan elde edilen TNM sınıflandırması temel alınarak UICC kriterlerine göre bir sınıflandırma yapılır. I–IV olmak üzere 4 evre ayırt edilir:
-
Evre I: T1 veya T2 N0 M0
-
Evre II: T3 veya T4 N0 M0
-
Evre III: Herhangi bir T N1 veya N2 M0 (lenf düğümü metastazları mevcut)
-
Evre IV: Herhangi bir T, herhangi bir N, M1 (uzak metastazlar mevcuttur)
Buna ek olarak, tümörün farklılaşma derecesini gösteren “grading” de değerlendirilir. Farklılaşma derecesi, tümör dokusunun orijinal bağırsak dokusuna ne kadar benzediğini ifade eder. Doku ne kadar degenere olmuşsa, kanser o kadar agresiftir:
-
G1 = iyi farklılaşmış,
-
G2 = orta derecede farklılaşmış ve
-
G3 = kötü farklılaşmış.
Prognoz ve tedavi açısından bir diğer önemli faktör ise R sınıflandırmasıdır. Bu sınıflandırma, vücutta kalıntı tümör olup olmadığını (rezidüel tümör durumu) belirtir.
Bu sınıflandırmada, vücutta kalan metastazlar ve ameliyatla alınan doku parçasının kesim kenarları değerlendirilir. Kesim kenarlarının tümöre olan mesafesi ne kadar büyükse, hasta için prognoz o kadar iyidir:
-
R0 = mikroskobik incelemede artık tümör görülmemektedir
-
R1 = Mikroskobik incelemede rezidüel tümör saptanır
-
R2 = Çıplak gözle görülebilen kalıntı tümör veya metastazlar.
Kolorektal kanser ameliyatından sonra
Tümör evresi III – IV'te, kolon kanseri ameliyatından sonra ek bir nüks veya metastaz tedavisi düşünülebilir. Tümör sonrası takip, ilgili tüm hekimlerin katılımıyla planlanır ve organize edilir. Bunun için gerekli koşullar şunlardır:
-
kolon ameliyatından önce veya mümkün olan en kısa sürede tam bir kolonoskopi yapılması ve
-
hastanın genel durumunun değerlendirilmesi.
Her bir vakada tümör sonrası takip tedavisi gerekip gerekmediği ve ne sıklıkta uygulanacağı, ancak tüm bulgular eksiksiz olduğunda değerlendirilebilir.
Takip bakımının amacı,
-
tümörün yeniden büyümeye başlamasını (nüks) veya
-
yeni metastazlar oluşmaya başlarsa bunu mümkün olduğunca erken tespit etmektir.
Kolorektal kanser ameliyatından sonraki ilk iki yıl içinde bu risk en yüksektir. Bu nedenle düzenli kontroller kaçınılmazdır. Bundan sonra nüks riski zamanla giderek azalır. Dolayısıyla kontroller arasındaki aralıklar giderek uzatılabilir:
-
kolon kanserinde ilk 3 yıl boyunca her 6 ayda bir, 4. ve 5. yıllarda ise yıllık aralıklarla
-
rektum kanserinde ise ilk yıl 3 aylık aralıklarla kontrol yapılması önerilir.
Genellikle 5 yıl sonra bağırsak kanseri takip muayeneleri sonlandırılabilir.
Kolorektal kanserde tümör takip programı neleri içerir?
Temel takip programı şunları içerir:
-
doktorla görüşme
-
fizik muayene
-
kandaki laboratuvar parametrelerinin kontrolü
-
CEA tümör belirtecinin ölçülmesi
-
karın boşluğunun ultrason muayenesi
-
Akciğer röntgeni
Takip muayenesinin bir diğer önemli bileşeni ise kolonoskopidir.
Kalın bağırsak kanserinde kolonoskopinin yılda bir kez yapılması önerilir. Rektoskopi ise, özellikle rektum kanserinin erken evrelerinde her takip muayenesinde önerilir.
Bilgisayarlı tomografi (BT), kolon kanseri takip muayenelerinde rutin olarak kullanılmamaktadır. Ancak ameliyat sonrası başlangıç durumunu kaydetmek ve böylece en küçük değişiklikleri bile hızlı bir şekilde tespit edebilmek için yararlı olabilir.
Kolorektal kanser ameliyatı sonrası beslenme
Beslenme sayesinde hasta, kolon kanseri ameliyatı sonrasında
-
dışkı kıvamını,
-
şişkinlik ve
-
genel sağlık durumunu
etkileyebilir. Bununla birlikte, ne bağlayıcı diyet önerileri ne de genel yasaklar bulunmaktadır.
Belirli gıdalardan kaçınma
Beslenme tedavisinin temeli “hafif tam beslenme”dir; yani deneyimlere göre sıklıkla sindirim sorunlarına yol açan yiyecek ve içeceklerden kaçınmaktır. Bunlar arasında şunlar yer alır:
-
baklagiller
-
Mantarlar
-
Lahana türleri
-
Çiğ soğan
-
Sarımsak
-
Pırasa
-
kızartılmış yiyecekler
-
Tam tahıllı ekmek
-
taze pişmiş ekmek
-
sert haşlanmış yumurta
-
asitli gıdalar
-
çok kızartılmış yiyecekler
-
Tütsülenmiş
-
çok baharatlı
-
çok sıcak veya çok soğuk yiyecek ve içecekler
-
karbonatlı içecekler
-
olgunlaşmamış meyveler
Gıdalara karşı toleransınızı kişisel olarak değerlendirmek için bir yemek ve şikayet günlüğü tutmanız tavsiye edilir.
Beslenme Önerileri
Bazen kolon kanseri ameliyatında ince bağırsak bölgesine yapay bir bağırsak çıkışı oluşturulur (ileostomi veya jejunostomi). Bu durumda kalın bağırsağın işlevi ortadan kalkar ve bu da su ve elektrolitlerin geri emiliminin azalmasına yol açar. Bunun sonucunda sıvı ve lapa kıvamında dışkı görülür ve dışkı sıklığı artar.
Hasta için, her yiyecek ve içecek alımının bağırsak boşalmasına yol açtığını bilmek önemlidir. Yavaş yemek ve içmek ile iyice çiğnemek bu durumda çok yardımcı olabilir.
Uzun vadede, beslenme alışkanlıklarını Akdeniz mutfağına göre düzenlemek tavsiye edilir. Bu beslenme şekli sadece kalp hastalıklarını ve aşırı kiloyu önlemekle kalmaz, aynı zamanda belirli kanser türlerini de önler. Akdeniz beslenme tarzına şunlar dahildir:
-
her gün bol miktarda meyve, sebze ve salata tüketimi
-
kanola, zeytin veya soya yağı gibi bitkisel yağların tercih edilmesi
-
yağ alımının azaltılması (süt ürünlerinin ölçülü tüketimi, kırmızı et ve işlenmiş et ürünlerinin daha seyrek tüketimi)
-
balığın sık tüketilmesi (haftada 2-3 porsiyon)
-
mümkün olduğunca ölçülü alkol tüketimi
Ayrıca Akdeniz diyeti şunları da içerir:
-
sağlıklı bir yaşam tarzını,
-
yemek yerken sakinlik ve zaman ayırma ile
-
düzenli fiziksel aktiviteyi
içerir.

Akdeniz mutfağı, kolon kanseri tedavisinden sonra vücudu desteklemeye yardımcı olur © aamulya | AdobeStock
Kolorektal kanser ameliyatından sonra kemoterapiye ihtiyacım var mı?
Tümörlü lenf düğümleri tespit edilirse, ameliyat sonrası (adjuvan) kemoterapi uygulanması önerilir.
Bu durumda tümörün kendisi tamamen çıkarılmış olsa da, tek tek kanser hücrelerinin vücudun diğer bölgelerine yayılmış olma riski (%50'ye kadar) mevcuttur. Bu hücreler günümüz yöntemleriyle tespit edilemez.
Geniş çaplı çalışmalar, profilaktik (adjuvan) kemoterapinin nüks riskini önemli ölçüde azalttığını göstermiştir.
Adjuvan kemoterapi için diğer endikasyonlar arasında, örneğin daha düşük tümör evrelerinde,
- kolorektal kanser ameliyatı sırasında tümörün yırtılmış olması,
- tümörün hücre farklılaşmasının yetersiz olması (G3) veya
- ameliyat sırasında 12'den az lenf düğümü çıkarılmışsa.
Bu durumlarda, kemoterapinin uygun olup olmadığına uzmanlar hasta bazında karar vermelidir.
Kolorektal kanser geç evrede teşhis edilmişse, bu durumda kanser zaten metastaz oluşturmuştur. Bu durumda, sözde palyatif kemoterapi endikedir. Çoğu zaman bu aşamada iyileşme artık mümkün değildir. Bu durumda tedavi hedefi, yaşam kalitesini iyileştirmek ve yaşam süresini uzatmaktır.
Bazı durumlarda kemoterapi, bağırsak kanseri metastazlarını cerrahi olarak çıkarılabilecek kadar küçültebilir.
Kolorektal kanserde kemoterapi hakkında bilgiler
Kemoterapinin hedef aldığı, kanser hücreleri gibi hızla bölünen hücrelerdir. Ancak bu durum ne yazık ki, saç hücreleri gibi bölünme hızı yüksek olan sağlıklı dokuları da etkiler. Kan, sitostatik olarak da adlandırılan ilaçları vücudun her yerine dağıtır; dolayısıyla bu bir “sistemik tedavi”dir.
Hangi ilaçlar kullanılır?
Günümüzde çok sayıda farklı ilaç mevcuttur. Onkologlar, hastanın durumuna göre bu ilaçları seçer ve kombinasyonlar oluşturur.
Çoğu zaman, kanıtlanmış sabit bir şemaya göre (örneğin FOLFOX şeması) birden fazla ilaç kullanılır. Sağlık sorunları engel teşkil etmediği sürece, kemoterapi ayakta tedavi olarak uygulanabilir. İlaçların verilmesi için venöz port kateterinin yerleştirilmesi gerekebilir. Bu, kolon kanseri hastaları için tedaviyi daha kolay ve rahat hale getirir.
Adjuvan kemoterapi genellikle yarım yıl sürer. Ancak, metastazlı evrede tedavi süresi, tedaviye yanıt durumuna bağlı olarak uzayabilir.
Bu durumlarda, klasik sitostatik ilaçların yanı sıra, antikorlar (örn. Cetuximab, Bevacizumab) da kullanılabilir. Antikorlar, tümör büyümesinde önemli rol oynayan kanser hücrelerinin belirli yüzey yapılarına bağlanarak bunları bloke eder. Ancak, geleneksel “adjuvan” tedavide antikorların (şimdiye kadar) henüz bir önemi yoktur.
Kemoterapide hangi yan etkiler ortaya çıkabilir?
Kemoterapinin olası yan etkileri, hızlı bölünen sağlıklı hücrelerin de öldürülmesinden kaynaklanır. Ancak bu yan etkilerin mutlaka ortaya çıkacağı söylenemez.
Bunlara örnek olarak, çeşitli kan hücrelerinin oluştuğu kemik iliği verilebilir; bu nedenle tedavi süresince
- kan eksikliği,
- kanamalar ve
- enfeksiyonlar
görülebilir.
Beyaz kan hücreleri, enfeksiyonlarla mücadelede en önemli rol oynar. Kemoterapi sırasında bu hücrelerin düzenli olarak kontrol edilmesi (kan sayımı) kesinlikle gereklidir. Sayıları çok fazla düşerse, iyileşme süresi boyunca tedavi kesilmelidir.
Sindirim sistemi de hızla bölünen dokular arasında yer alır. Kemoterapi sırasında bu bölgede çeşitli yan etkiler ortaya çıkabilir. Bunlar arasında
- Mide bulantısı
- kusma
- İştahsızlık
- Tat bozukluğu
- İshal
Neyse ki bu yan etkilerle mücadele etmek için oldukça etkili bazı ilaçlar (örn. antiemetikler) mevcuttur.

Bazı sitostatik ilaçların bir başka olası yan etkisi de saç dökülmesidir. Ancak, bağırsak kanseri tedavisinde kullanılan ilaç kombinasyonlarında tam bir saç dökülmesi beklenmez.
Her halükarda, tedavi sona erdiğinde saçlar yeniden çıkar. Yukarıda bahsedilen diğer yan etkiler de tedavi bittikten sonra ortadan kalkar.
Daha önce bahsedilen antikorlarda genellikle çok az yan etki görülür. Bunlar proteinler olduğu için nadiren alerjik reaksiyonlar ortaya çıkabilir (örn. Cetuximab'da akne benzeri deri döküntüsü). Genel olarak, tedavinizi yürüten onkologunuz, tedavi planına göre beklenebilecek yan etkiler hakkında sizi bilgilendirmelidir. Gerekirse, bu yan etkileri ek ilaçlarla tedavi edebilir.
Psiko-onkolojik tedavi
Araştırmalar, yaşam kalitemizi iyileştiren veya kötüleştiren genel faktörlerin olmadığını göstermiştir. Yaşam kalitesi terimi, kanser hastalığının kişisel olarak yaşanmasını ifade eder. Buna ruhsal, bedensel ve sosyal yaşamdaki hisler ve şikayetler dahildir.
Dolayısıyla, hastalığa yaklaşım konusunda kişiler arasında büyük farklılıklar vardır. Her hasta, hastalık veya tedavinin neden olabileceği stresi farklı şekilde işler.
Bu streslerin çoğu geçicidir, ancak kalıcı da olabilir ve psikolojik tedavi gerektirebilir.
Hastanede tedavi sırasında genellikle ameliyat korkusu ön plana çıkar. Tedavi eden doktorla yapılan görüşmelerde, bilmek ve anlamak istediğiniz her şeyi sormak önemlidir. Kendi endişeleriniz ve kaygılarınızı da dile getirmelisiniz. Hastaneden taburcu olduktan sonra, birçok gereklilik genellikle aşırı bir yük haline gelir. Birçok kanser hastasının en büyük endişesi, hastalığın tekrar ortaya çıkması veya yayılmasıdır (“ilerleme korkusu”). Bu endişe normaldir ve makuldür, ancak zaman zaman aşırıya kaçabilir.
Bu durumda, bu konuyu konuşmak ve korkuyla yüzleşmek yardımcı olabilir. Ruhsal açıdan hastalığı kabullenmenin önemi giderek daha fazla kabul görmektedir. Bu nedenle günümüzde psiko-onkoloji alanında bu konuda çok sayıda destek seçeneği bulunmaktadır.
Kolorektal kanserde iyileşme şansı
Kolorektal kanserdeki genel prognoz, öncelikle tümörün ne kadar eksiksiz bir şekilde çıkarılabildiğine bağlıdır. Tümör ne kadar erken teşhis edilip çıkarılırsa, iyileşme şansı o kadar artar.
Geliştirilmiş tarama yöntemleri sayesinde günümüzde vakaların %50’sinden fazlası tedavi edilebilir durumdadır. Ancak tanı konulduğunda diğer organlarda veya lenf düğümlerinde kolon kanseri metastazları mevcutsa, prognoz önemli ölçüde kötüleşir.
Kolorektal Kanser Uzmanları
Kolorektal kanser uzmanları genellikle Viseral Cerrahi ve/veya Gastroenteroloji bölümlerinden gelir. Bu iki bölüm, kolorektal kanser tedavisinde özellikle aşağıdaki uzmanlık alanlarıyla işbirliği yapar:
- onkoloji,
- Radyoterapi,
- Radyoloji ve
- patoloji alanlarıyla işbirliği yaparlar.
Bu tıbbi uzmanlık alanlarının yanı sıra
- ağrı tedavisi ve fizyoterapi,
- özel onkoloji bakımı ve
- sözde destekleyici tedavi
önemli bir rol oynamaktadır. Destekleyici tedaviye, diğerlerinin yanı sıra
- ruhsal destek,
- psiko-onkoloji,
- sosyal hizmet,
- beslenme danışmanlığı ve
- kendi kendine yardım grupları yer alır.
Bu gruplar, bağırsak kanseri hastalarını ve yakınlarını tedavi sürecinin tamamı boyunca destekler.
SSS
Kolorektal kansere işaret edebilecek belirtiler nelerdir?
Kolorektal kanserin olası belirtilerinden biri dışkıda kan görülmesidir. Diğer belirtiler arasında dışkı alışkanlıklarında değişiklik, karın ağrısı, kilo kaybı veya yorgunluk sayılabilir. Kolorektal kanser belirtileri genellikle tümör zaten ilerlemiş olduğunda ortaya çıkar. Bu nedenle, kolorektal kanser belirtileri her zaman bir doktor tarafından değerlendirilmelidir.
Kolorektal kanserin erken teşhisi ne kadar önemlidir?
Kolorektal kanserin erken teşhisi çok önemlidir, çünkü kolorektal kanser erken evrede genellikle tedavi edilebilir. Kolonoskopi ile kolorektal kanserin ön aşamaları ve iyi huylu polipler tespit edilip çıkarılabilir. Kolorektal kanser taraması özellikle 50 yaşından itibaren önerilir.
Hangi risk faktörleri kolon kanseri riskini artırır?
En önemli nedenler ve risk faktörleri arasında ileri yaş, hareket eksikliği, aşırı kilo ve aile öyküsü sayılabilir. Ailesinde kolon kanseri öyküsü olan veya ailesel kolon kanseri sendromları bulunan kişilerde kolon kanseri riski daha yüksektir. Kronik inflamatuar bağırsak hastalıkları da kolon kanserine yakalanma riskini artırabilir.
Kolorektal kanser nasıl tedavi edilir?
Kolorektal kanser tedavisi, tümörün konumuna ve yayılımına göre belirlenir. Genellikle kolorektal kanserde ilk olarak tümörü cerrahi olarak çıkarmak için ameliyat yapılır. İleri evre kolorektal kanserde, özellikle başka organlarda metastazlar veya kötü huylu tümörler varsa, ek tedaviler gerekebilir.
Kolorektal kanserde iyileşme şansı nedir?
Kolorektal kanserdeki prognoz, tanının konulduğu zamana ve hastalığın evresine bağlıdır. Kolorektal kanser, metastazlar oluşmadan önce teşhis edilirse, iyileşme şansı genellikle çok yüksektir. Kolorektal kanser hastaları, hastalığın erken teşhisinden ve kişiye özel olarak uyarlanmış tedaviden özellikle fayda görürler.
Yazıyı paylaş
